DEMO HAZIRLARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Demo hazırlarken dikkat edilmesi gereken
şeyler. Neler yapılmalı, neler yapılmamalı?
Her müzisyenin, her grubun bir demosu olmalıdır. Müzik kariyerinizin
ilerlemesinde kullanacağınız en önemli unsurdur demo.
Bunu herkes bilir, ama nedense etkin bir demo hazırlamak için yeterince özen
gösterilmez çoğunlukla. Yanlış anlaşılmasın; etkin derken üzerinde para
harcanmış, zaman harcanmış gibi şeyleri kastetmiyorum. Kimi grupların varını
yoğunu harcayıp yaptırdığı demolar vardır ki etkin olmazlar. Nedir etkin demo
yapmanın sırrı? Gelin buna biraz kafa yoralım.
Demo bir iletişim biçimidir. Bir plak şirketi yetkilisine, bir prodüktöre veya
organizatöre “bak biz böyle müzik yapıyoruz” deme yönteminizdir. Etkin
iletişimin en önemli kurallarından biri kendini karşındakinin yerine koymaktır.
Şimdi biz de bunu yapalım.
Birine demo göndermeye karar verdiğinize göre ve aklın yolu bir olduğuna göre,
sizinle aynı anda birçok diğer müzisyen ve grup da bu insana demo gönderiyor
demektir. İstatistiksel olarak bu kişi eline gecen demoların çok küçük bir
bölümünü saklayıp, sahipleriyle temasa gecer, büyük kısmını ise çöpe atar.
Dolayısıyla demonuzu dinlemeye hazırlanırken “büyük ihtimalle berbat bir şey
geliyor” ve “keşke güzel bir sey olsa” duygularının karışımını yaşar.
Bu insanlar genellikle çok da meşgul insanlardır. Dolayısıyla demonuzu dinlemek
icin 1-2 dakikadan fazla zaman ayırmalarını beklemeyin. İnsan birkaç saniye
içerisinde güçlü izlenimler edinip bunlara tutunma eğilimi olan, büyük ölçüde
önyargılı bir varlıktır.
Dolayısıyla: amacımız, demoyu gönderdiğimiz kişinin ilk izleniminin olumlu
olmasını sağlamak. Bunu başarırsak demo’ yu dinler, bir süre sonra bir kez daha
dinler ve bizimle temasa gecer.
Berklee College of Music’den yeni mezun olmuş bir çaylak konumundayken, ne
yapacağımı bilmemenin verdiği karmaşa içinde, bana bir yol gösteren olsa ne iyi
olur diye düşünerek Ahmet Ertegün’e bir mektup gönderdim. Atlantic Records benim
yaptığım müzik tarzına yakın olmadığı için doğrudan bana yardımcı olması gibi
bir beklentim yoktu; bunu mektubumda açıkça belirttim ve yalnızca saygı
duyduğum, deneyimli birinin görüşlerine başvurmak istediğimi yazdım.
Birkaç gün sonra Berklee’de gezinirken cep telefonum çaldı; bir kadın “Ahmet
Ertegün’ün ofisinden arıyorum, sizinle görüşmek istiyor” dedi. “ebele gübele”
diyerek kendimi boş sınıflardan birine kilitledim. Heyecanlanmıştım, sonuçta
insan Rock’tan R&B’ye kadar popüler müziğin her türünün gelişimine büyük katkısı
olmuş biriyle hergün telefonda konuşmuyor.
“Yaptıkların çok güzel şeyler, tebrik ederim” dedi Ahmet Ertegün ve devam etti:
“ama şu anda müzik piyasası müthiş bir değişim içinde ve senin yapmaya
çalıştığın şeyi yapmak da giderek zorlaşıyor. Bunu peşinen söyleyeyim. Ama
konuşmak istersen ben buradayım, New York’a yolun düştüğünde gel görüşelim.”
Tam bir hafta sonra Ertegün’ün Manhattan’daki ofisindeydim. Açık sözlü, dobra
dobra, kibirden uzak bir tavrı vardi. Dünyanin neresinde olursa olsun karşılaşan
her iki Türk’ün yapacağı gibi önce memleketi kurtardık. Sonra bir süre müzik
endüstrisinin gidişatından konuştuk. Sonra bana o sıralar ilgilendiği bir
rap’cinin kendisine gönderdiği demo CD’yi dinletti.
15 yıldır müzikle haşır neşir olan ben o an “uyandım”. Dinlediğimiz müzik
inanılmayacak derecede sadeydi. Rap zaten prodüksiyon açısından sade bir
müziktir ama bunda onun ötesinde hissedilir bir sadelik vardı; kupkuru, net bir
insan sesi, arkada yalın bir “beat” ve sağa sola serpiştirilmiş birkaç ufak
destekleyici motif.
Gereken de buydu; rap’ci gerçekten çok başarılı bir laf cambazıydı ve demonun
yalnızca bunu göstermesi gerekiyordu; onun dışında birşey dikkati üzerine
çekerse ana konudan dikkati uzaklaştırmış olacaktı.
Ertegün’ün parçayı ne kadar heyecanla dinlediğini gözlerken aklıma o sıralar
demo yapmaya uğraşan bir arkadaşım geldi; son derece yetenekli bir şarkıcı ve
söz yazari olan ve parçalarını çok güzel söyleyen bir kızdı bu. Grup üyelerinin
“gitar solom iyi olmadı bir daha çalayım” veya “davul tonlamasını beğenmiyorum,
bir daha yapsınlar” gibi kaprisleri yüzünden demo yapma süreci uzadıkça uzamış
ve sonuçta kızın bütçesini tükettiği halde kimsenin memnun olmadığı birşey
ortaya çıkmıştı. Ne yazık.
Şimdi bu hikayeden yola çıkarak adım adım etkin bir demo nasıl yapılır onu
belirleyelim;
1. Kendinizi tanıyın
Müziğinizin güçlü yanları nedir? Sizi diğerlerinden farklı yapan sey? Sözlerin
çarpıcılığı? Bestelerin akılda kalıcılığı? Grubun sahne performansı? Virtüözlük?
2. Parçalarınızı seçin
Birinci maddede belirlediğiniz güçlü yanlarınızı en iyi şekilde yansıttığına
inandığınız üç parça seçin. Kaynaklarınızı az sayıda parça üzerinde
yoğunlaştırmakla olayı kontrol altına alıyorsunuz.
3. Düzenleme yapın
Seçtiğiniz parçaları sıfırdan bir daha düzenleyin. Düzenleme sırasında birinci
maddede belirlediğiniz güçlü yanınız aklınızdan çıkmasın.
Çarpıcı olan şey sözlerinizse, düzenlemelere gereksiz gitar soloları koymayın.
Yok gitar virtüözlüğünüzü vurgulamak istiyorsanıiz, sözleri kısa ve öz tutun.
Eğer bir grupsanız, herkes birinci madde konusunda anlaşmaya varsın ve egosu
büyük gelenler gidip kendi gruplarını kursun.
Unutmayın: karşınızdakinin ilk izlenimlerini oluşturmak için yalnızca birkaç
saniyeniz var. Bu saniyeleri gereksiz intro’larla ziyan etmeyin. Yaptığınız
düzenlemenin her saniyesinin bir görevi olsun.
4. “Dört yeter” kuralı
Düzenlemelerinizde -standart bir pop veya rock düzeni için konuşuyorum- bir solo
enstruman (veya vokal), bir eşlik eden enstruman, bir bass ve bir de vurmalı
çalgı (örneğin davul) yeterli olmalı. Yani toplam dört unsur. Bunun üzerine
birşeyler eklemeye çalışıyorsanız işi karıştırmaya çalışıyorsunuz. Amaç
dinleyicinin dikkatini dağıtmak değil, sizin kontrol ettiğiniz bir noktaya
odaklamak. Yalın düzenlemelerde bu odağı nereye yerleştireceğinizi kontrol etmek
çok daha kolaydır.
5. Veee, kayıt!
İster bir stüdyoya gidin, ister kendi olanaklarınızla kaydedin. Para sizin,
tercih sizin. Ama kayıt sırasında hedefiniz “temiz” bir kayıt olmalı. Kayıtta
gürültü olmasın, sinyal seviyesi iyi ayarlansın, sesler aslına uygun şekilde
kaydedilsin.
Herşeyi efektsiz kaydetmeye çalışın. Gitaristlerin vazgeçemedikleri distortion
ve chorus benzeri efektler olabilir, onlar olmadan çalamıyorlarsa ve bunlar
parçanın vazgeçilmez unsuruysa bırakın öyle kalsın. Ama kayıtta reverb hiçbir
şekilde kullanmayın.
6. Miksaj
Miksaj için genel bir şablon verilemez, ama mümkün olduğunca herşeyi efektsiz
bırakmaya çalışın, yalnızca vokal ve solo enstrumana, bir de davul kullanıldıysa
trampete sır kadar reverb verin. Destekleyici enstrümanları sağa ve sola pan
edin.
7. Vitrin
Seçtiğiniz üç parçadan en çarpıcı olanını başa koyup bir CD yapin. CD’nin
üzerine güzel bir CD label( etiket) hazırlayıp koyun. Burada telefonunuz e-mail
adresiniz de yeralsın, olur ya gönderdiğiniz kişi mektubunuzu ve CD’nin kutusunu
kaybeder.
Grubunuzla veya kendinizle ilgili bir özgeçmiş hazırlayın, mümkün olduğunca kısa
az ve öz olsun, isterseniz resim de koyabilirsiniz.
Eğer sahne performansınız iyiyse, bir konserinizin video kaydını alıp göndermeyi
de düşünün. Bu tür şeyler karşınızdakinin karar vermesinde önemli rol
oynayabilir.
8. Hedef
CD’yi göndereceğiniz kişiyi doğru seçin. Yaptığınız tarz müzikle ilgilenen biri
olsun. Mümkünse demo yu elden vermeye çalışın. Postayla gönderecekseniz kısa bir
mektup koyup niyetinizi aktarın. “Müziğimle kendimi ifade ediyorum” veya
“içimden geldiği gibi müzik yapıyorum” gibi ben merkeziyetçi ifadelerden
kaçının.
Yaptığınız işi ciddiye aldığınızı, bunu geçici bir heves olarak görmediğinizi
gösterecek bir izlenim vermeye çalışın. Sonuçta karşınızdakinden size yatırım
yapmasını istiyorsunuz. Yatırım yapılacak kadar güvenilir olduğunuzu göstermek
sizin sorumluluğunuz.
9. Üç ay geçtikten sonra 1. maddeden tekrar başlayın
© Doruk Somunkıran Müzik Tek